
Atatürk'ün Dindarlığı
Atatürk'ün Dine Hizmetleri
Sonuç
ATATÜRK
DİYOR Kİ:
"DİNSİZ MİLLETLERİN
DEVAMINA İMKAN YOKTUR"
|
| Atatürk'ün "dinsiz milletlerin devamına
imkan yoktur" sözüyle, İslam'ın Türk Milleti'nin bekası
için taşıdığı önemi vurguladığı, bilinen bir gerçektir.
Tarihsel ve toplumsal gerçeklere baktığımızda, bu sözün
çok doğru olduğunu açıkça görürüz.
Bir
milletin fertlerini birbirine kenetleyen en güçlü bağ
dindir. Tarih, ne kadar zor şartlar altında olursa olsun
dini ve milli değerlerine sahip çıkan milletlerin her
zaman ayakta durabildiğine dair sayısız örnekle doludur.
Diğer taraftan dini bağları zayıf, hatta dinsiz toplumlar
tarih sahnesinde çok kısa süreler boyunca yer alabilmişler
ve zaman içinde asimile olup gitmişlerdir.
Peki bunun sebepleri nedir?
1) Din, bir ahlak sistemi ve yaşayış
biçimidir. İnsanlara doğruyu ve yanlışı açık olarak
öğrettiğinden dolayı, dini değerlere sahip biri, iyiyle
kötüyü birbirinden ayırmasını bilir. Dinin varolmadığı
bir ortamda ise yardımlaşma, dürüstlük, hoşgörü, adalet,
fedakarlık gibi değerlerin hiçbirinden söz etmek mümkün
olmaz. Din yoksa, ahlak da yoktur; dürüstlük, fazilet,
adalet de yoktur. Bu, kuşkusuz toplumun çürümesi ve
yokolması anlamına gelir.
2) İnsanı insan yapan ahlaki değerler
geçerliliğini yitirdiği ve yokolduğu taktirde, toplumun
her kesimi ve her ferdi bundan nasibini alır. Her birey
sadece kendisini umursayan ve diğer hiç kimseyi önemsemeyen
birer ayrı "parça" haline gelir. Tümüyle dini bir kurum
olan aile ve yine kaynağı din olan evlilik müessesesi
ortadan kalkar.
3) Bu çark bir kere işlemeye başladığı
taktirde, devletin oturmuş düzenini ve milletin yerleşmiş
dokusunu da akıl almayacak şekilde tahrip eder. Çünkü
devlete bağlılık, vatan sevgisi gibi üstün vasıflar
yine dini inançların sonucunda gelişmiş özelliklerdir.
Dini olmayan, dolayısıyla vicdani duyguları gelişmemiş
bir insanın milletini, bayrağını sevmesi, devletine
hizmet şuuru içinde çalışması, karşılık beklemeden gece
gündüz vatanı için nöbet beklemesi elbette düşünülemez.
4) Dine inancın ortadan kalkışının
bir başka tehlikeli yönü, insanların yavaş yavaş psikolojik
sorunlara mağlub olmaya başlamasıdır. Suç oranlarındaki
artış, içki ve uyuşturucuya yöneliş, fuhuş patlaması,
huzursuzluk ve çatışma ortamı toplumun psikolojik açıdan
yıprandığının en somut alametleridir. Sosyal adaletsizlik
ve ekonomik sıkıntılarla beslenen bu gerilim, kısa süre
içinde adeta toplumsal bir cinnete dönüşür ve bunun
sonucunda da toplum parçalanır.
5) Dini değerlerin, marksizm, anarşizm
gibi bölücü ve terörist ideolojilere karşı en sağlam
engeli teşkil ettiği tarih boyunca birçok tecrübeyle
kanıtlanmıştır. Dini değerlerin ortadan kalkması halinde,
kökeni marksist ideolojiye dayanan anarşi ve terörün
hortlaması, terör örgütlerinin güçlenerek taraftar toplaması
ve milli birliğimizi tehdit etmesi kaçınılmaz olacaktır.
Örneğin Türkiye'yi ele alacak olursak,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki dindar vatandaşlarımız,
komünizmin dine büyük bir düşmanlık beslediğini bilmekte,
komünizmden ve dolayısıyla bölücü komünist örgütlenmelerden
uzak durmaktadırlar. Nitekim, bunun bilinciyle devletimiz
de bu bölgede, halkın dindar olmasını ve dini değerlerini
muhafaza etmesini teşvik etmektedir.
Tüm bunlara ve Atatürk'ün belirttiği "dinsiz
milletlerin devamına imkan yoktur" sosyolojik gerçeğinin
tarihteki somut delillerine dayanarak söyleyebiliriz
ki, Türkiye'nin bekası için dini kimliğimizin korunması
ve güçlendirilmesi hayati öneme sahiptir.
Büyük Önder Atatürk'ün tespit ettiği bu
gerçek, geleceğimizin de şekillenmesinde büyük rol oynayacaktır.
2000'li yılları modern, çağdaş ve refah düzeyi yüksek
bir Türkiye olarak karşılamak isteyenler, bunun ancak
dini kimliğimizin korunması ile gerçekleşebileceğini
bilmelidirler.
|










